Kayıtlar

14 Mayıs 2023 Seçimlerine Dair..

Resim
Yolunu, yönünü kaybetmiş bir toplumla karşı karşıyayız. Baskının, sıkıntının, yoksulluğun, çaresizliğin arttığı her durumda daha sıkı sarılıyor eski alışkanlıklarına toplum. Birçoğumuz,  ‘yolunu, yönünü’ kaybetmiş olma durumunu sadece toplumun geniş altsınıflarına has bir durum olarak tahlil edip, kendimizi tarihsel bir misyonun taşıyıcısı, yol göstericisi rolüne soyunduğumuzda başlıyor kibrimiz aslında. Tipik bir ‘orta sınıf’ tavrı olan ‘ne yardan ne serden’ ya da ‘ ne şiş yansın ne kebap’ tarzı kaypaklığımıza sığındığımız her durumda aldığımız her yenilgi samimi bir özeleştiri sürecinin vesilesi olmaktan çok toplumun yoksullarına, ezilmişlerine dönük aşağılama, küfür ve küçümsemeye sebep oluyor. Bu aslında faturayı kendine kesmeye cesaret edemeyen tipik bir küçük burjuva tavrı. Keşke, deyişte olduğu gibi ‘zulmü artıkça tez zeval bulsa’zalim. Ancak her birimiz ‘elini taşın altına koymadığımız‘ müddetçe ‘zulmü artsa da zalim zeval bulmayacaktır.’ Cefası olmayanın sefası, zahmeti ...

Deprem; Felaket mi Fırsat mı?

Resim
  D epremin üzerinden altmış gün geçti. Herkes, depremin ilk üç günü boyunca devletin hiçbir şekilde ortalıkta görünmediği konusunda hemfikir.   Bu gecikme, sıklıkla dile getirilen tek adam rejiminin acziyetinden mi, inisiyatif eksikliğinden mi, paranoyalarından mı (askeri müdahale) kaynaklanmıştır; Yoksa; Afad, Kızılay ve iştiraklerinin, İHH ve benzeri diğer İslami yardım şirketlerinin de katılımıyla oluşturulmaya çalışılan ‘Felaket Ekonomisi Kompleksini’ enkazın üzerinde inşa etme isteğinden mi?   F elakete müdahale araçlarının ‘kamunun’ elinden alınması, bu gücün zayıflatılması ve nihayetinde ‘kamunun’ felaketi karşılama gücünün şirketleştirilmesi ve ‘afete müdahale’ alanının sonuna kadar ‘kâr’ getirici bir fırsat olarak değerlendirilmesinin olumsuz sonuçlarını 2021 Temmuz ayında yaşanan büyük orman yangınlarında da gördük. Orman Genel Müdürlüğünün yangına müdahale altyapısının tahrip edilerek taşere edilmesi, THK uçaklarının müdahaleden men edilmesi; hem yangın esna...

Mart Ayı Dert Ayı

Resim
Mart ayı dert ayıdır bizde; 12 Mart Darbesi, 16 Mart katliamı, 30 Mart Kızıldere…  Solcu olmak avlanmak demektir; bitmek tükenmek bilmeyen bir sürek avında. Çağdaş  ‘serbest piyasanın’ tarihi ‘şok’ larla yazılıdır. Dünyanın hiçbir ülkesine ‘serbest piyasa’ dönüşümleri rıza arayışı üzerine inşa edilmemiştir. Ya rıza arayışı ve konsensus sağlanmaya çalışılır; olmaz vazgeçerilir, ya da rıza göstermeyen hükümet darbe ile devrilir; işkence odalarında, cezaevlerinde,sokaklarda devrimciler,sempatizanlar,aydınlar infaz edilerek,yaratılan ‘şok’un arkasından ekonomik şok uygulanarak kitleler acı ilacı yutmak zorunda bırakılır.  Bu ‘Şok Doktrini’ dir. 12 Mart darbecisi Memduh Tağmaç  “sosyal gelişme, ekonomik gelişmenin önüne geçti, durdurmak gerekir” dediğinde aklında olan şey toplumun askeri bir darbe ile terörize edilip, şoka sokulmasıydı. Birde okuz çok da biriz Ama önce, öncü kadroların tasfiye edilmesi gerekirdi. Çünkü onlar, Karadeniz’de tütün, çay ve fınd...

Bizim Bishnoi’miz: Gezi

Resim
Bin dört yüzlü yılların sonuna doğru Hindistan’ın Rajistan eyaletinde Jodhpur şehrine yakın Khejarli bölgesinde bir guru (din adamı) ortaya çıkar. Guru Jambhaji, 29 ilke belirler. Hint dilinde 29 Bishnoi diye okunduğu için Jambhaji’nin inancını takip edenlere Bishnoi denir. Jambhaji’nin yirmi dokuz ilkesi çevreyi ve doğal yaşamı özellikle de yarı çöl olan bölgede yetişen Khejri ağaçlarını korumak üzeredir. Birçoğumuz Bishnoileri ilk kez duysa da; bir memesinde çocuğunu diğerinde de geyik yavrusunu emziren Bishnoi kadınının fotoğrafına aşinayızdır. Bishnoiler inandıkları yirmi dokuz ilke gereği çevreye ve doğal yaşama uyumlu sade bir yaşam sürmekte iken Jodhpur şehrinin kralı kendine yeni bir saray yaptırmaya karar verir. Üstelik sarayın yapımında Bishnoilerin kutsal saydığı Khejri ağaçları kullanılacaktır. Kral ağaçları kesmesi için askerlerini bölgeye gönderir. Ağaçların kesilişine şahit olan Amrita Devi adındaki bir kadın “Ağaçları kesemezsiniz” diyerek ağaçları korumak üzere ağa...

Devletimiz Vatandaşını Kılıçdaroğlu'ndan Korumuştur!

Resim
“Ben devletin gücünden değil fitnesinden korkarım demiş.” Birinci Meclis’in muhalif Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Ulaş. Ne yazık ki daha kurulmadan önce “fitneyi”, “pusuyu”, “linçi” temel politik enstrüman olarak kullanmaya başlamış devlet. “Çocuk yedisinde ne ise yetmişinde de odur” atasözünü doğrularcasına devlet, daha doğmadan önce kullandığı söz konusu enstrümanları bugün bile o kadar hoyratça kullanmaktadır ki korkmamak, çekinmemek mümkün değil. Cumhuriyetin seçkinleri her ne kadar kendilerini Osmanlının devamı olarak görmeseler de, Osmanlıdan devraldıkları “fitne”, “pusu”, “linç” kültürü söz konusu olduğunda bu geleneğin taşıyıcısı ve aynı zamanda sadık bir uygulayıcısı olmaktan beis duymamaktadırlar. Çetin Altan, “Türkiye’de hiçbir zaman düello geleneği olmadı; beylik deyimle bizim kültürümüzde, sadece pusu geleneği vardı….” der. Yine Çetin Altan kendisine karşı kurulan bir pusunun sahipleri sorulduğunda, işin merkezinde kimin olduğunu şu anekdotla anlatır; ‘Bektaşi baba...