Başlangıçta Hep Birşeyler Vardır.

 Stefan Zweig, dünyanın çevresini gemi ile dolaşan ve aynı zamanda dünyanın yuvarlak olduğunu da kanıtlayan  Macellen’ı anlatan kitabına, “Başlangıçta baharat vardı” diye başlar.

Tatsız-tuzsuz, yavan Avrupa mutfağını bir lezzet şölenine dönüştüren  baharata ulaşmak ve 'Baharat Yolunun' kontrolunu elinde tutan Türk ve Arap tacirleri safdışı bırakmak için  Haçlı Seferleri düzenleyen  Avrupa'nın bunda   başarısız olması ve ertesinde alternatif güzergah arayışının Coğrafi Keşifler ile neticelenmesi her ne kadar ders kitaplarında insanlık için 'yeni bir çağın' başlangıcı olarak kabul görsede aslında karanlık bir çağın başlangıcına işaret eder.

Dünya; medeni dünyanın bihaber olduğu, henüz keşfedilmemiş vahşi dünya, Papa tarafından ikiye bölünerek, Batısı İspanya'ya, Doğusu ise Portekiz'e tahsis edildikten sonra keşfedilen her yeni yer acımasızca talan edilir,  sakinleri 'vahşi yerliler' Hristiyanlığın 'Tanrı Krallığına' dahil edilip medenileştirilir. 

Oysa,kaşiflerin 'vahşi' diye tanımladıkları yerliler eşitlik içinde,özgür,barışçıl ve zengin bir yaşam sürmektedirler; öldürme sanatından, savaştan bihaberdirler. Zaten kaşiflerin gökler gibi gürleyen topları, ok ve mızrağın işlemediği zırhlı vucütları vardır. Bir yanı ile tanrısal ve yenilmez varlıklar olduklarına inanırlar. Kaşifler onlara düdük,ayna,bıçak gibi basit hediyeler verirler,karşılığında yerliler onları altına boğarlar. Ancak işler zamanla değişir; ilk barışçıl temas yerini çatışmaya bırakır, binlerce vahşi Avrupa'lı maceraperest ve  askerle birlikte 'vahşi yerlileri' medenileştirmek için harekete geçer,bir avuç askerle savaşmayı bilmeyen milyonlarca yerli köleleştirlir,katledilir. 

Zaman geçer başlangıçta baharat yerini petrole ve nadir elementlere bırakır. Gökler gibi gürleyen topların,arkebüzlerin yerini Tomahavklar,Patirotlar; ok ve mızrağın işlemediği vucüt zırhlarının yerini Demir Kubbeler, Davud'un Sapanları; kalyonların, yelkenli gemilerin yerini batırılamaz uçak gemileri, denizaltılar; mızrakların, okların yerini kamikaze dronlar, İhalar,Sihalar alır. Artık medeni dünyanın temsilcileri yerli 'vahşileri' düdük, bıçak, ayna gibi basit hediyelerle kandırma ihtiyacı bile hissetmezler;liderleriyataklarında  pijamaları ile derdest edip kaldırılır, yerlerine kendi kuklaları miras bırakılır;yenilmez olduklarını papağan gibi tekrarlamakla görevli satın alınmış 'etki ajanları' yerleştirilir, kudretleri vahşetle sergilenir; çocukları,yaşlıları,kadınları katledip; okulları, hastanelerı bombalarla yerle bir edilir.

Dün, baharat ticaretini kontrol etmek için savaşlara sahne olan Babül Mendep ve Hürmüz Boğazı bölgesi, bugün de petrol ticaretini kontrol etmek için savaşlara sahne oluyor.Dün,sömürgecilerin ağzı baharatla tatlansın diye ekmeğini kana doğrayan halklar,bugün, yine sömürgeciler araçlarının depolarına ucuz petrol pompalasınlar diye halklar ekmeğini  kana doğruyorlar.  Sömürgeci saldırganlığın meselesi ne İran rejimi, ne sünnilik, ne şiilik , ne mezhep ne din ne de milliyet. Onların meselesi açık, bizim meselemiz ise emperyalist sömürgeciliğin yenilmezlik halesinde bir gedik açabilecek herkesi; milliyetine, dinine,mezhebine, rejimine bakmadan  desteklemek ve itirazi kaydımızı, şartımız en azından bu gerçekleşene kadar ertelemek olmalıdır. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emekli Maoriler Rahatsız

Yeryüzünün Lanetlileri / FRANTZ FANON

Lilith’ten Lolita’ya Kadının Hikayesi / Tut Şunun Ucundan Yaşayalım Abi!...(6)