Kayıtlar

Ihh Kürt! - Yaşlı Rind'in Ölümü / MEHMED UZUN

Resim
Kadıköy –Kartal Metrosu… Akşam saatleri… İş çıkışı, yoğun yorgunluğa eklenen yoğun kalabalığında verdiği bir tür bıkkınlığın en güzel kızların bile makyajını akıttığı saatler. Birbirlerine dokunmanın pek hoş karşılanmadığı manevi iklimimizin insanlarının çoğunluğu kendini sanal âlemin boşluğuna atmış, her türden dokunuşu doya doya yaşıyor; dokunmatik ekranlı cep telefonlarında. Kimi okey oynuyor, kimi gazete okuyor, kimi feyste kimi de tivitırda ama tamamı ayak bastıkları dünyanın çok ötesinde, başka bir yerdeler. Bir ses;  kentin kirli, tozlu, acımasız sokak aralarında hapsolmamış;  aksine karlı dağların eteklerinde,dere kenarında kurulu yığma taştan evin bir göz odasında demli çayla paylaşılan otlu peynir tadında bir hayatın, aynı evin  bacasından çıkan dumanı kadar nazlı ve telaşsız, bir o kadar da doğal. Yaşamın;  berrak, canlı ve yaşama sevincinden yerinde duramayan kıpır kıpır cümlelerinin ardı ardına sıralandığı terütaze  genç bir ses. Gerçek il...

Cesur Yeni Dünya / ALDOUS HUXLEY

Resim
Seri üretim (fordizm) tanrısını keşfetmiş kapitalizmin, insan yaşamını doğumundan ölümüne kadar -ki doğum ve ölümde bu sürece dahildir- bütün evresini tüketim tanrısının kulluğuna esir edecek şekilde dizayn edip,bütün yaşamı tüketim üzerinden işleyen bir organizmanın basit birer bileşeni olarak tasarlayan, fiziksel, duygusal her türlü insani özelliğin bir tüketim kalıbı içerisinde yer edinmesi ile ilerleyen,  farkında olmadan gerçekleşen bir bağımlılığın mutluluk yanılsaması ile ilerleyip kronikleşmesi ile sonuçlanan ve  insani olmayan bir çılgınlıkla sonlanması muhtemel  bir mekanik dünyanın tasviri olarak düşünülebilecek olan kitap,  aslında;  bunun ötesinde çok daha farklı bir toplumsal algı oluşturmak üzere tasarlanıp kurgulanmış bir çaresizliğin tek gerçek olduğu ve  bu çaresizliğin kabulü dışından bir seçeneğin olmadığını alttan alta işleyen ardıl  bir amaca da hizmet ediyor. Sistemin dayattığı ve her halükarda sistemi ete kemiğe büründür...

Yeryüzünün Lanetlileri / FRANTZ FANON

Resim
Kesinlikle ikinci, üçüncü sefer okumayı hak edecek ölçekte bir kitap olduğunu söyleyerek başlayayım. Yazar,   bir başka eseri olan “Siyah Deri Beyaz Maskeler” adlı kitabında sömürgecinin sömürge insanı üzerinde yarattığı ruhsal – kültürel tahribatı anlatırken, “Yeryüzünün Lanetlileri”nde  ise tek tek sömürge insanının ve  total olarak sömürge toplumunun sömürgecinin lanetinden kurtuluşunun reçetesini verir.  Fanon,  sömürgenin kurtuluş  reçetesinin başındaki ilacı ilan eder; Şiddet.  Adını ne koyarsanız koyun, sömürgesizleştirme her zaman şiddet içeren bir olgu olup, süreç  şiddetle at başı gider. Bu mücadele ne sihirli bir değneğin dokunuşu ile, ne bir doğal afetin sonucunda, ne sömürgecinin insafı ile ne de diploması yolu ile centilmenlik anlaşmaları ile gerçekleştirilemez.   Çünkü sömürgesizleştirme mutlak bir kargaşa, kaos, düzensizlik  içeren bir programsızlık üzerinden kendini düzenler. Sömürgeci ile sömürgenin il...

Satranç / STEFAN ZWEİG

Resim
Kaderinizi belirleyecek hamleyi başlatacak el,  sizin eliniz olmadıktan sonra, ne olursanız olun sonuçta o altmış dört birim karelik evren üzerinde hepiniz her daim “elverişli kullanılacaklar” listesinin ilk akla geleni, ilk gözden çıkarılacak olanı olan piyonsunuzdur. Onun için böbürlenmeyin; ne oldum değil, ne olacağım deyin. Bir bakmışınız şah iken şahbaza, vezir iken rezile, aşılması imkânsız duvarları ile kale iken sıradan bir taş yığınına dönüşürsünüz. Şah gücünü, varlığını korumak için her ne pahasına olsun maiyetini feda edebilme acımasızlığından alır; sermayesi acımasızlıktır. Oysa altmış dört birim karelik evren tahtası üzerindeki habitatın en güçlü görünen zayıfıdır. Yapabildiği tek şey uğruna feda ettiklerinin arkasından bir damla bile olsun gözyaşı heba etmeden, kendilerini onun için feda edenlerin yüce gönüllülüğünün atmosferini teneffüs edip öne çıkma kahramanlığına kalkışmadan, her daim arkasına saklanabileceği bir kahraman bulmak,  o da olmuyorsa acın...

Maddenin Üç Hali; Bireyci, İslamcı, Toplumcu...

Resim
Hep suçlanırdık; maddecilikle, dünyevi olana düşkünlükle ve ilginçtir aynı zamanda servet düşmanlığı ile. Bugün de suçlanıyoruz aynı şeylerle ama bir farkla. Bugün bizi suçlayanlar sadece dillerine vurmuş bir maneviyatçılıkla batmış oldukları maddeciliğin çukurlarından dillendiriyorlar bu suçlamaları. Utanmadan ve haya etmeden. Materyalizmi kaba bir maddeciliğe, Komünizmi sadece kaba bir dinsizliğe, Aleviliği “mum söndüye”  , Kürtlüğü karda adımlanan “kart kurta ”, kadını “bacı”ya, namusu “bacağa”   indirgeyen bu kafa  “Materyalizme, Komünizme, Faşizme, Kapitalizme, Siyonizme ve her türlü Emperyalizme” karşıyız diye kafa kafaya verip hep bir ağızdan çemkirdiklerinde, kendi kendime; -“Allah!  Allah! Bu işte bir yanlışlık olmalı. Her şeye de karşılar bu adamlar, nasıl oluyor bu iş” diye düşünür, - “İnançsız bunlar yahu, hiçbir şeye de inanmıyorlar baksana” derdim. Aradan epey bir zaman sonra aslında bütün bu yeminlerin aslında bir “cambaza bak” oyun...