Hüdaverdi
Antep Organize Sanayi Bölgesinin tanrısı Hüdaverdi parmak sallayarak buyurur; ‘Sen bir yevmiye peşinde koşan adamsın, haddini bil!’
Hakkını arayan işçiye, ‘sen mi verdin ki istiyorsun, bana Allah verdi, git ‘On’dan iste’ diyor, kibirle.
Sanırsın I. Murad Hüdavendigar kendisi, kibir o derece yüksek. Antep’in sahibi kendisi; Antep’i işçiye dar edecek kadar da etkili, kendisi ‘tak’ diye emrediyor, hizmetlüsü vali ‘şak’ diye yerine getiriyor. İşçi, sanki Antik Mısır’ın piramit inşasında çalışan köle. Yürüyemezsin, oturamazsın, slogan atamazsın, pankart asamazsın, çadır kuramazsın, ateş yakamazsın ve hatta bekleme yapamazsın diye buyuruyor Firavun.
Sıradan bir ‘cami cemaati’ imiş gibi yola çıktıkları iddiasının sonunda, bir ‘ganimet cemaatine’ dönüşmüş durumdaki partinin milletvekili olmasıyla ilgisi yoktur, bunca varlığının. Ya da işçilerinin ödediği kadar bile vergi almayan maliye ile de ilgisi yoktur varlığının. Aldığı teşviklerle, affedilen ssk ve vergi alacakları ile ilgili olmasını düşünmek bile abes. E öyleyse kim verdi, abeme? Kim olacak; Hüdaverdi!
‘Sen bir yevmiye peşinde koşan adamsın’ diye parmak salladığı işçinin, hakkı olan o bir yevmiyeyi vermemek için devleti bildiğin yığıyor, işçinin üstüne. O bir yevmiyeyi ödememek için devleti yığmaktan, devlet ise bir yevmiyeyi ödetmemek için vatandaşın üzerine yığılmaktan utanmıyor.
‘Otlaktan kaz çalan adamı, kanun hemen hapseder.
Ama baş tacı eder, kazdan otlağı çalan adamı.’
Çinliler görünmezlik pelerini yapmışlar. Geçiyorsun pelerinin ardına, madden mana alemine karışıyor; buhar olup uçuyorsun adeta. Ama dikkat etmek lazım, pelerinin ardında, açıkta bir yerin kalmaması lazım, Tanrı muhafaza yel alır yoksa.
Fakirin görünmez olması için görünmezlik pelerinin ardına gizlenmesine gerek yok, onu her türlü kimse görmüyor zaten. Boşuna, fakirlik görünmez olmanın en kolay yoludur dememişler. Fakirin; ürettiği sermaye görünüyor, yarattığı zenginlik görünüyor, inşa ettiği gökdelenler görünüyor, savaşta öldüğünde şehadeti görülüyor, bayrağın ardında kahramanlığı görülüyor ama kendisi görülmüyor. Fakiri; devlet görmüyor, sermaye görmüyor, patron görmüyor, Hazine görmüyor, Maliye görmüyor, TÜİK görmüyor, Sarı Sendikası görmüyor ve hatta fakirin kendisi kendini görmüyor.Yine Antep’te bir camii açılışı. Bütün hazirun orada; bir hayırseverin yaptırdığı camii açılışı için toplanmış. Hepsi son derece şık ve sıkı giyinmiş, binlerce liralık esvapları ile Antep soğuğundan kendilerini koruyorlar. Hemen yanı başlarında yalın ayak başı kabak iki çocuk, belli ki üşümüşler. Görünmüyorlar tabi ki, görünseler oradaki hazirun, özellikle hayırsever kayıtsız kalabilir mi bu duruma?
‘Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.’ (Araf.157)
Ne diyelim; ‘Tanrılar insansal iken, insanlar daha tanrısaldı.’

Yorumlar
Yorum Gönder