İş dünyasının devrimci yoldaşlarını selamlıyoruz!
Kelepçeli eller ve polis eşliğinde adliye koridorlarıyla haldaş solculuk için alışıldık bir görüntü. Onun için olacak ki, polis eşliğinde adliyeye servis edilen ‘sermayeyi’ adalet savaşçısı, özgürlük mahkûmu olarak görüyor insanımız. Sadece alışıldık ‘yorgun demokrat’ refleksi yani.
Nasıl olmuştu?
Paul Wolfovitz, Türkiye’nin İslam ülkelerine bir model teşkil ettiğini söyler, hedef; liberal kavramların İslam diye yutturulduğu bir yapı,ama aktörlerine bakınca kimsenin bunu sorgulamayacağı bir düzendir.
Yıl 1994; ABD Büyükelçisi Morton Abromowitz, RP Beyoğlu İlçe Başkanı Erdoğan’la temasa geçer. 1994’te başlayan ilişki, Erdoğan’ın İBB Başkanlığı döneminde de devam eder. JINSA (Yahudi Milli Güvenlik İlişkileri Enstitüsü) ve Amerikan Jewish Commite (Amerikan Yahudi Komitesi) yetkilileri ile görüşmeler yapılır. Bu arada Erdoğan’ın 27 Eylül 1998’de hapis cezasının (onanmasından) bir gün sonra, ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Caroline Hagins destek ziyaretinde bulunur.
Kemal Derviş ABD tarafından sömürge valisi olarak Türkiye’ye gönderilmiştir. Akp henüz kurulmamıştır; Bülent Arınç, Derviş’in programına tam destek açıklamıştır. Erdoğan, hapisten hemen sonra Karanlıklar Prensi Richard Perle ile görüşür. Dönüşünde Can Paker’in evinde George Soros, Koç ve Sabancı grubunun temsilcilerinin de bulunduğu toplantı düzenlenir. Hükümet ortağı Devlet Bahçeli beklenmeyen bir çıkışla hükümeti dağıtıp erken seçim ister. Erdoğan Tüsiad ile tekrar bir araya gelir. Bu atmosferde ilginç bir isim Paul Wolfowitz Can Paker’in Tesev’inde konferans verir. Wolfowitz, Koç’un yalısında ağırlanır. Kemal Derviş istifa edip, CHP’ye geçer. Hükümet yıkılır ve elbirliği ile Erdoğan’a iktidar yolu açılır.
Şimdi ne oluyor?
Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye’ kumaşı artık eprimiştir. Ne içerde ne de dışarıda artık satmıyor. Ne uluslar arası sermaye ne de mümessili komprador burjuvazi, bu kumaşı agraf tutturmaya değer bulmuyor. Belli ki, Erdoğan’nın ‘deliğe süpürme’ vaktinin geldiği düşünülmektedir. Tarih tekerrür etmektedir, üstelik de kafiyeli. Bütün hırçınlık, bütün irrasyonalite, hepsi bu yüzden. Para döndürmekte zorlanan ekonomiyi fonlasın diye İngiliz vatandaşı Şimşek’i yalvar yakar Bakan yapmak zorunda kalan Erdoğan’ın; ihracatın %80’nini, kamu hariç istihdamın % 57’sini gerçekleştiren, kurumlar vergisinin toplamda %80’nini ödeyen Tüsiad’a, George Soros tarafından fonlandığı söylenen Açık Toplum Enstitüsü kurucusu Osman Kavala’ya, aynı zamanda TESEV’in ve Açık Toplum Enstitüsü kurucusu Can Paker’e ve ‘yetmez ama evet’çi çevreye karşı açık kininin arkasında, kendisini iktidara taşıyanbu çevrelerin uzun bir süredir uluslar arası sermayenin Brütüs’lüğüne soyunmuş olmalarından kaynaklıdır.
Ne olacak?
Erdoğan sonrası Türkiye siyaset sahnesine Ekrem İmamoğlu’mu sürülecek? Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda ismi en az İmamoğlu kadar zikredilen Mansur Yavaş’ı hedef almamasının arkasında, uluslarası ve haliyle ulusal sermayenin tercihinin İmamoğlu’ndan yana yapmış olduğu gerçeği mi var?
İmamoğlu’nun, Koç Grubu ile özellikle de Mustafa Koç ile Beylikdüzü belediye başkanlığı döneminden beri süregelen yakın bir ilişkisi olduğu söyleniyor. Kadir Topbaş görevden alındığında Chp’nin başkan adaylığı için İmamoğlu’nun Koç Grubu tarafından önerildiği ve hatta Gezi Direnişi esnasında otelinin kapılarını açan Ali Koç yönelik muhalif teveccüh sebebi ile Kılıçdaroğlu’nun Ali Koç’u 2017’de Belediye başkan adayı yapmak istediği, Koç Ailesinin ise İmamoğlu’nu işaret ettiği de söylenenler arasında . Koç Grubunun işaret ettiği İmamoğlu seçimi kazanır ve Koç Holdinge bağlı Tüpraş’ın eski Genel Müdürü Yavuz Erkut genel sekreter koltuğuna oturtur. Ne var bunda denebilir ancak Koç Ailesinin İngilizlerle olan münasebetlerine bakılınca insan şeytanın avukatlığını yapmadan duramıyor. İmamoğlu 2019 Aralık ayında Chatam House’un düzenlediği bir toplantıya katılmak üzere Londra’ya gider. Chatam House uluslar arası sermayenin fikir kulübüdür ve kurumsal ortaklarından biri de Koç Holding’dir. İmamaoğlu onuruna verilen öğle yemeği sonrasında yapılan yuvarlak masa toplantısında; Goldman Sachs,JP Morgan, Morgan Stanley, Citigroup,Credit Suısse,Hsbc ve Barcleys gibi uluslar arası finans kuruluşları vardır. İmamoğlu’na, Chatam House tarafından 2010 yılında Abdullah Gül’e de verilen uluslarası ilişkilere katkı ödülü verilir. Gül’ü de İmamoğlu’nu da Koç Grubu işaret etmiştir.
İmamoğlu yine aynı yıl Davos’ta Bilderberg Toplantılarına katılır. O’da emperyalist merkezler için düşünce üretmektedir. Katılımcılar arasında Ömer Koç’ta vardır. Hatta toplantı da Türkiye’de olası iktidar değişikliğinin tartışıldığı da söylenir.
Sonrasında Münih Güvenlik Konferansına katılır İmamoğlu.
Belki de bu sürecin en sembolik olayı Mobese görüntüleri yayınlanan, İmamoğlu ile İngiliz Büyükelçi Chilcott ‘un yemeğidir. Büyükelçi Chilcott yemekten önce Atina’da gizli olarak düzenlenen ‘Türkiye’de olası iktidar değişikliği senaryoları’ ile ilgili gizli bir toplantıya katıldığı ve toplantıdan üç ay sonra İmamoğlu ile yemekte buluştuğu iddia edilir.
Bütün bu toplantılar öyle rastgele toplantılar değildir. Saati, tarihi, yeri her şeyi ile önceden planlanan toplantılardır bunlar. Davetliler özenle seçilir; kimileri özel olarak sahneye sürülür, siyasette, bürokraside, iş dünyasında önleri açılır.
Erdoğan’ın hem İmamoğlu’na hem de Tüsiad’a yönelik hamlelerine bu zaviyeden bakılmalıdır. Erdoğan’ın kavgası iktidarını muhafaza etmek, mümkün değilse ömrünü mümkün olduğunca uzatmaktır. İmamoğlu ve Tüsiad, Erdoğan’ın koltuğuna taliptir. Kavganın bütün tarafları demokrasi, adalet, hukuk, özgürlük, ekmek kavgası veriyor değildir. Taraflar sadece, Türkiye halklarının yemek masasında iktidarlarına dönük hamleler yapmaktadırlar. Bu hamleler ne halkların yemek masasındaki ekmeğini ne de onların özgürlüklerini büyütecektir.

Yorumlar
Yorum Gönder