Kayıtlar

Latin Amerika'nın Kesik Damarları / EDUARDO GALEANO

Resim
Gelişmiş ülkelerin nasıl geliştiği, onların gelişmişliklerinin bedelini kimlerin ödediği, çağdaşlığın, modern olanın merkezleri olan bir çok ülke,şehir ve metropolün  mabetlerinin temelinin nasıl insan kemikleri ile doldurulduğu , betonlarının insan kanı  ve teri ile nasıl yoğrulduğu, fakirliğin, azgelişmişliğin, yoksulluğun,açlığın  “modern insan” denilen hayvanın barınağı olan  tüketim merkezlerinin her koşulda ayakta tutulmaya çalışılmasının bir sonucu olduğu gibi aslında aşina olduğumuz fakat gündelik hayatın koşturmacası içinde çok da farkına varamadığımız  bir çok gerçeği yüzünüze tokat atar gibi, sarsa sarsa öğrenmek istiyorsanız mutlaka bu kitabı okuyun derim. Eğer bu kitapla birlikte Frantz Fanon’un  “Yeryüzünün Lanetlileri” ve “Siyah Deri Beyaz Maske” yi de okursanız sömürü ve sömürge gerçeğinin anlaşılması yolundaki en önemli mesafeleri kat etmiş olursunuz. Emperyalist sömürü  çarklarının işleyişi, yerli işbirlikçi burjuvazi ve yer altı...

“Erk” mi “Erkek” mi ? / Tut Şunun Ucundan Yaşayalım Abi!...(7)

Resim
Ey insanlığın erkek denilen zavallı türü! Onca heybetine, kaya gibi sağlam gururuna, binlerce yıllık egemenliğine karşı, kadın karşısında zayıf, çaresiz ve bedbaht. Ya kadın. Bütün silahlarından sağlayabileceği üst düzeyde faydayı sağlamakta kararlı, sinsilik ile yoğrulmuş incelikli bir savaşa olan yatkınlığı ve sabrı, hiç boşa atmayan, kaybedeceğine dair işaretler aldığında, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla savaşa dalan, cephenin durumuna göre değişik silah ve strateji kombinasyonlarını ustalıkla uygulayan esnek,  çabuk, yorulmaz, inatçı ve gerektiğinde kazanmak için bütün dünyayı gözden çıkarabilecek kadar da hırslı. Aynı zamanda;  aynı anda  balın tatlılığı ile hırsın zehirli acı tadını tattırabilecek kadar usta bir simyacı da. Cephe de hatlar açık alanda karşılıklı olarak kurulur. Bütün silahlar hat boyunca sere serpe uzanmış rakibin gözü önünde açık açık teşhir edilir. Cephenin bir tarafında erkeğin tüm dikkatini üzerine çeken, kadını ince ince delen;  sert k...

Lilith’ten Lolita’ya Kadının Hikayesi / Tut Şunun Ucundan Yaşayalım Abi!...(6)

Resim
Bu hikâye, kadının hikâyesidir. İnsanlık tarihi denilen koca zaman evresinin henüz en başında, zamanın tik taklarının henüz başlamış, göbek bağının bile henüz kesilememiş olduğu bir anın kadınlarının, iki kadının, o anki tavırları ile günümüz kadınlarının tavırlarını şekillendirecek, ona biçem verecek eylemleri ile büyük ölçüde bugün bile yaşayan iki kadının varoluş kavgasının hikâyesidir bu. Bu kavga,  en hafif tanımı ile “kadın” ile “karı”nın, “bayan” ile “hanım”ın, “eş” ile “avrat”ın kavgasıdır. Kendine güvenen, öz güveni yüksek, toplumsal konumunu yerli yerinde ölçüp biçmesini bilen, toplum içinde kendine biçilen konuma rıza göstermeyip, kendine biçtiği konumda duran, kendini toplumun eşit bir bireyi olarak gören ve kendini ona göre mevzilendiren, kadınlığının farkında olan ama genel olarak kadınlığın  ve kadınlığının kölesi olmayan, gücünü ve sınırlarını iyi bilen, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alabilen, açıktan bir  varoluş kavgasına girebilecek kadar sert am...

Kadının Fendi.....Tut Şunun Ucundan Yaşayalım Abi !.....(5)

Resim
Acı nedir? Acı;  ateşin, ateşi yakan ete değmesidir. Acı; bedeldir, acı; ödediğimizdir. Acı, cezanın sonucudur. Acı, doğrulttuğumuz silahın namlusu bize döndüğünde, içine düştüğümüz soğuk metalik karanlığın kasvetine kapılıp debelenmektir.   Acı; bedeni ve bunun yanı sıra  sonuçları ile insan ruhunu da geren, ezen, içine ruh üflenmiş bedenin boşluğuna dolan yakıcı siyahlıkta dönenip duran kasvetin, kimine göre edebi ilhamın bereket kaynağı, kimine göre çekildiğinde  empatinin dert ortağı, kimine göre çektikçe uzayan, bazen hamı  pişiren, bazen de  çekmesini bilmeyeni  şişiren bir kaynama ve fokurdanma halidir. Acının tarihi aynı zamanda insanın da tarihidir. Çünkü acı, insanlık tarihi ile yaşıttır. İnsan sadece düşünmekle değil,  acı ile de varoluşunu anlamlandırır. Kâinatta acı çekerek pişen, olgunlaşan tek varlık olma talihsizliğini yaşayan insan;  “acı çekiyorum o halde varım” diyen Samuel Beckett’in , “bir insan acı duyabiliyorsa ca...

Deccal / FRİEDRİCH NİETZSCHE

Resim
Nietzsche’nin , Deccal’ini okuduğunuzda ilk anda Hristiyanlığa karşı cepheden, oldukça sert bir eleştiri yapıldığını zannedersiniz. Oysa   Nietzsche’nin derdi bir din olarak Hristiyanlık değil, Hristiyanlığın izlemiş olduğu toplumsal izlektir. Üstün insana, aristokrasiye yönelik bir Hıristiyanlık,aşağı tabakalarla soylu aristokrasi arasında eşitlik iddiası bulunmayan bir Hristiyanlık onun kabul edebileceği belki de olması gereken bir Hristiyanlıktır. “Hristiyanlığa, acımanın dini denir. —Acıma, yaşam duygusunun erkesini artıran gerilim verici duyguların karşıtı bir duygudur: çöküntü verici bir etkisi vardır. Kişi, acıma duyduğunda, gücünden yitirir. Acıma yoluyla, zaten acı çekmenin kendisinin yaşama getirdiği güç eksilmesi, yoğunlaşır, çeşitlenir….  Acıma, gelişmenin yasasını, seçi yasasını büyük çapta etkisiz kılar, çeler Batıp gitmek için olgunlaşmış olanları ayakta tutar, yaşamın bozuk kalıtımlılarının, sonu belirlenmişlerinin yararına kendini ayakta tutar , yaşar ...