Kayıtlar

Barış İçin ; Önce Kendinle Barış!

Resim
Uzun zamandır  Siyasal İslam’ın önemli şahsiyetlerinin kitaplarını okuyorum. Seyyid Kutup’tan, Mevdudi’ye, Hasan El Benna’dan  Muhammed Abduh’a, Ali Şeriati’den  Mahmud Muhammed Taha’ya kadar uzanan bir yelpazeden bahsediyorum. Amacım açık aramak ya da olası ideolojik bir tartışma durumunda cephane biriktirmek değil, sadece ve sadece anlamak. Seyyid Kutub’un edebi dili ve şiirsel anlatımı, Ali Şeriati’nin felsefi yaklaşımı ve 20.yüzyılın ana felsefi akımlarına özellikle de Varoluşçuluk akımına hâkim İslami çözümlemelerinin tadını alınca, Benna’nın Diyanet’in Cuma Hutbesi ayarındaki görüşleri ister istemez hafif kalıyor. Mevdudi’nin  kitapları da her ne kadar Benna ayarında olsa da özellikle son okuduğum ‘İslam’da İhya Hareketleri’ kitabını ayrı tutmam gerek. Bir çok konuda özellikle Dört Halife döneminden sonra meydana gelen  tecdid (yenileme) hareketleri  ve bu hareketleri oluşturan mücedditlerin (yenilemeci) yaşamları ve fikirleri ile ilgili kısa ve ö...

Muhafaza“Kâr” İslamcılık

Resim
İmam Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafi ve İmam Ahmed Bin Hanbel. Dört İmam olarak da bilinen bu fakihlerin dört Sünni fıkhı mezhebinin; Hanefiliğin, Malikiliğin, Şafiliğin ve Hanbeliliğin kurucuları olduğunu hatırlatarak başlayalım. Bu dört fakihin Sunni fikhi mezheplerinin önderleri olmasının yanı sıra ikinci ve çok kıymetli ortak bir vasıfları da var; yaşadıkları dönemin devletlerine ve resmi ideolojilere karşı mesafeleri. İmam Azam Ebu Hanife ,  Hanefi fıkıh ekolünün kurucusudur. Tam ismi Ebu Hanife Nu’man bin Sabit olan bu fakih, Sunni fıkhının önemli isimlerinin ilki ve en önemlisidir. Aynı zamanda Hanefi mezhebinin kurucusu ve isim babasıdır. Emevi ve Abbasi Devleti dönemlerinde yaşayan Ebu Hanife yönetim anlayışlarını onaylamadığı bu devletlerin baskılarına boyun eğmemiş, kendisine teklif edilen görevleri devletin zulmüne bulaşmak istemediği için reddetmiş, bu yüzden hapsettirilmiş, işkenceler görmüş ve zindanda zehirletilerek öldürülmüştür.  Zindanda ike...

Mahir Olunmalı....

Resim
“Emperyalizmin III. Bunalım Dönemi (II. Dünya Savaşı sonrası) denilen bu dönemde, emperyalist İlişki ve çelişkiler biçim olarak iki temel cephede de değişikliğe uğramıştır. 1-Emperyalistler arası rekabetin emperyalistlerarası yeniden paylaşım savaşına yol açması imkânı ortadan kalkmıştır. 2-Emperyalist işgalin biçimi değişmiştir. (Bugün dünyada tam sömürge tipi ülke hemen hemen kalmamış gibidir. Açık işgal yerini gizli işgale bırakmıştır.)…Nükleer vurucu güçlerin dünya çapında erişmiş olduğu seviye ve de esas tayin edici olarak da dev dünya Sosyalist Blokunun varlığı, emperyalistler arası uzlaşmaz çelişkilerin ekonomik plandan, askeri plana sıçramasına engel olmaktadır……yeni sömürgecilik; daha az masrafla, daha geniş pazar imkanı sağlayan, daha sistemli ve ulusal savaşlara yol açmayacak…sermayenin isim, patent hakkı, yedek parça, teknik bilgi, teknik eleman vs. ile” yürüttüğü gizli sömürgeci faaliyetlerdir. 30 Mart 1972 ..Tokat’ın Niksar İlçesi Kızıldere Köyü…Mahir Çayan, Ömer ...

Faşizme Giden Yol; “Autobahn”

Resim
Otobanlar bizler için bugün sıradan kara ulaşım yollarından sadece biridir. Oysa otobanlar  Almanlar için bir karayolu olmanın ötesinde daha fazla şey ifade eder. Bugün halen daha otobanı Nazilerin keşfettiğine inanan Alman var mıdır bilinmez ama Nazi propagandasının gücü o yıllarda otobanın Nazi dehasının bir sonucu olduğuna birçok Alman’ı ikna etmişti. İlk otobanı kendilerinin inşa ettiğini iddia eden Nazilerin lideri Hitler her yıl bin kilometre otoban inşa etme emrini verirken, daha önce otoban inşa etme işine şiddetle karşı çıktıklarını ve aslında ilk otobanın kendilerinden çok önce inşa edilmiş olduğunu unutmuş olmalı. Binlerce kilometre otoban inşa eden Naziler otomobil alabilecek Almanların sayısının hayli az olduğunu gördüklerinde ise akıllarına “ ucuz halk arabası” üretme fikri düşer ve böylelikle “Volkswagen” ortaya çıkar. Naziler sadece otoban inşa etmekle kalmazlar. Aynı zamanda büyük mimari projelerinde içinde bulunduğu devasa bir inşaat seferberliğine girişirler....

Barış Yaşatır....

Resim
Ne oyun değişti ne de oyuncular. Yıllardır yinelenen ama her seferinde sanki daha önce hiç oynanmamış gibi  hevesle sil baştan tekrar tekrar oynanan bir oyun. Bahsedildiği gibi öyle her seferinde dış güçlerin zoruyla sahaya sürülen oyuncuların gönülsüzce dahil oldukları bir oyun değil, aksine toplum olarak topyekun bir  katılımla gönüllüce oynadığımız bir ölüm oyunu bu. Herkesin kendi kahramanını arenaya sürdüğü,kendi şehidini kutsadığı bu kanlı oyunun kan kırmızısı ile çizilen kırmızı çizgileri ancak muktedirin iktidarına zeval gelmediği hallerde belirginleşir; muktedirin iktidarına zeval gelme olasılığı durumunda bütün çizgiler anlamını yitirir ve flulaşır. Arena da akan kanın her defasında tazelenmesi ile güçlenen bu kadim oyun, asıl gücünü aslında tribünleri dolduran seyircilerin kendilerinden geçercesine, avuçları patlayıp su toplayıncaya kadar çoşku ile katılmalarından alır. Seyirci kalabalıkları bu kanlı oyuna sırtlarını dönmedikçe; ölümü şahadet, kutsiyet,kahramanlık...