Kartalkaya Engizisyonu
Adını anımsamadığım bir kitapta okumuştum: ‘Tarih tekerrür etmez ama kafiyelidir.’
Biz de tarih, ne acı ki hem tekerrür ediyor hem de kafiyeli. ‘Kartalkaya Engizisyonu’ gece yarısı onlarca insanı bütün ülkenin gözünün içine baka baka infaz etti. Her felaket sonrası olduğu gibi sosyal medya üzerinden yine bir ‘duyar kasma’ yarışı başladı;
‘Burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi’,
‘Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüklerine bakın’,
‘Sözün bittiği yerdeyiz’ ...bla bla bla.
Elbette, sadece sosyal medya muhalifimsileri telaş içinde değillerdi. Sorumluluk makamında oturanlar da insanları nasıl kurtarırız dan çok, kendimizi bu işin sorumluluğundan nasıl kurtarırızın telaşında idiler.
Ülkenin Cumhurbaşkanı ölümlerden ‘zafer’ muştuladı. Kameralar cenazede ‘ağlarken’ yakın çekim yaptı. Sosyal medyada aforizmalar paylaşıldı. Artık hepimiz, bir sonraki felakete kadar dağılabiliriz.Eğer bir ülkenin büyük çoğunluğu, sözün tam da dile gelmesi gerektiği bir anda söyleyecek söz bulamıyorsa, ihmali görüp hesap sormak için kendini sorumlu hissetmiyorsa ve hatta her felaket sonrasında yetkililerin felaketi önemsemeyen, küçümseyen, sorumluluk kabul etmeyen tavırları karşısında her defasında ‘şaşırabiliyorsa’; umuttan, dirençten, mücadeleden nasıl bahsedeceğiz?
2 Temmuz’da Sivas’ta otelde insanlar ateşe verilirken; ‘çok şükür, otel dışında ki halk bir zarar görmemiştir’, diyen Çiller, 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma’da madenci yakınlarını tekmeleyen Yusuf Yerkel, Hatay depremi sırasında insanlar günlerce enkaz altında kurtarılmayı beklerken yanında gazeteci müsveddesi ile ‘iBB Hatay’da ne yaptı, ABB Hatay’da ne yaptı? Hadi devlet yapmadı, sen ne yaptın?’ diyerek enkaz aralarında beyanat veren Akp Hatay vekili Hüseyin Yayman ve niceleri orta da durur iken, be alık kardeşim senin Turizm Bakanının sorumluluğunu Bolu belediyesine yıkmaya çalışmasına şaşırmana ben de fena halde şaşıyorum.
Şaşırma kardeşim!. Tükür; öyle sokağa, caddeye değil suratına suratına tükür. ‘Senden’ ya da ‘benden’ olduğuna bakmadan, ‘o partiden’ ve yahut ‘bu partiden’ olduğuna bakmadan, ‘benim adamım senin adamın’ demeden, sorumlu her kimse, ayrımsız; en tepesinden en aşağısına kadar, il başkanından ilçe başkanına, kadın kollarından gençlik kollarına, üyesinden oy verenine kadar; sokakta, kahvede, çayhanede, meyhanede, partide, dernekte, lokalde karşına çıktıkları her yerde tükür. Tükür ki tekerrür etmesin bu tarih.
‘Yarın işim düşer, görmezden geleyim’, ‘o partiden ama kendisi özünde iyi çocuk’, ‘çocuğum okulu bitirdi, işe girerken yardımcı olur’, ‘sevmiyorum ama semtimizin çocuğu, ne yapayım’, ‘yüzüne karşı bir şey söylemiyorum ama içimden yüzüne karşı saydırıyorum’, ‘devlet dairesinde çalışıyorum, sıkıntı olur’, ‘kamuya iş yapıyorum, ihale alamam’, ‘adam musluğun başında, ben de testimi doldurayım’, ‘bir şey yaparsam başıma iş alırım’, ‘ben niye öne çıkayım, enayi miyim?’,’hele siz yürüyün, ben arkanızdan yetişirim’, ‘aman, neme lazım? diyerek insan hayatını hiçe sayan ahlaksızlık ile mücadele edilmez. Böyle bir tavırla ancak ahlaksızlığa, ahlaksızlık sizin ya da yakınlarınızın hayatına kastedene kadar ortak olunur.

Yorumlar
Yorum Gönder