Muhalifim, Muhalifsin, Muhalifiz...

 

‘İktidarı eleştirmek dururken, muhalefeti eleştirmenin konforuna sığınıyorsun…!’  Ya öyle mi?  Sanki sadece iktidar eleştirinin konusudur. Muhalefet ise evin yaramaz şehzadesi, büyüyünce iktidar olacak. Varsın şimdi kum havuzunda strateji yapsın, hoşgörün!

Ağızlarının ortasına tesviye küreği aşk edeceksin böylelerinin. İlkokul müsameresi tadında siyaset yapacaksın,  ne sütümüz taşsın ne de yoğurdumuz ekşisin diyerek muhalefet ediyormuş gibi gözükeceksin, herkesin birebir yaşayarak tecrübe ettiği yokluğu, fukaralığı; Konya’da  arabaşı, Mersin’de  tantuni ile bu gidişle maazallah Çengelköy’de hıyar ile ölçeceksin, sonra da alkış kıyamet bekleyeceksin.  

Bilgi yok, beceri yok, istek yok, cesaret yok; üstüne üstlük liderlik kumaşı da yok ama bol bol vık vık var. Liderlik etmeyeceksen bir adım öne çıkmayacaksın. ‘ İdare ederim’ niyeti ile öne çıkarsan malum tenasül teçhizatına suyun yeni yeni yürüdüğü ergen muamelesi görmekten şikayet etmeyeceksin. Kendini göstermek, kendini parlatmak, fark edilmek, için değil; bedel ödemeyi de göze alarak bedel ödetmek, fark edilmeye çalışmaktan çok fark yaratmak, lacileri çekip boy göstermek yerine bir ‘mayın eşeği’ gibi tuzaklarla dolu yolu açmak için öne çıkacaksın.

Günlerce ovuşturduğun Alaaddin’nin Lambasından kırmızı kart çıkarmayacaksın mesela.

 Balık baştan kokarmış, sen böyle yaparsan il başkanın, ilçe başkanın, belediye başkanın, delegen, seçmenin ne yapsın?

İlçe başkanın takvime bakıp, ‘bugün Çalışan Gazeteciler Günüymüş’ deyip sosyal medyasından yakışıklı bir resmi eşliğinde kutlama mesajı paylaşma yerine, zahmete girip Oto Sanayiden  Yanmış Köprü mevkiine kadar köstebek yuvasına dönmüş yolda her gün araçlarının birer uzvunu bırakan vatandaşa taziyeye mi gitsin? Güneşli bir kış gününde beraberinde bölge milletvekili, belediye başkanı ve kalabalık bir partili grup olduğu halde taş kaldırımlarda ayakkabısının topuklarını konuşturmak varken, karayolları şantiyesinin çamurlu yollarında ayağını mı kirletsin? Açılışlarda muarızları ile dudaklarına konmuş bir gülümseme ile kurdela kesmek varken, tetikçilerle iş tutan İskenderun Demir Çelik Bey’in her seferinde vaat ettiği MR cihazı vaadinin peşine mi düşsün? Şehrin futbol takımının maçlarında taraftar ile neşeli, şen pozlar vermek yerine, usulsüzce, apar topar yıkılan ancak sonrasında bir çivi dahi çakılmayan şehir stadının akibetinin peşine mi düşsün?

Ya belediye reisi!  Mesela işi gücü bırakıp, yolları köstebek yuvasına çevirip o halde bırakan müteahhidin şantiyesinin girişine çöp kamyonu mu çeksin? Mesela resmi kurumlarla kardeş kardeş geçinip gitmek varken, bir hışımla gelip otagarın karşısında ki deniz dolgu alanında ki mezbeleliği, kir ve pislik yuvasını kamu sağlığını korumak adına kapısına kilit mi vursun?  Şahintepesi mevkiinin rüzgar alan hakim sırtlarından sinüzitlerini azdırma pahasına ‘günaydın, karga bokunu yapmadan işimizin başındayız’ mesajı vermek yerine,  karayolunu, kaldırımları işgal eden esnaf ile mi takışsın? Belediyenin kurumsal yapısını güçlendirmek için ‘müdürlükler’ ihdas etmek, velinimeti İstanbul reisi ile geleceğe ilişkin projeksiyonlarına dair istikşafi görüşmeler yapmak yerine, belediyeye yüklü miktarda kira ve su borcu olan mühim şahsiyetlerle tahsilat dalaşına mı girsin?

Eski ilçe başkanları torun torbayı işe yerleştirip kenarda pusuda beklerken; eski belediye başkanının biri kendi pahasını arttırmak için ağırdan alırken; bir diğeri başkanlığı tadı damağında kalmış olacak ki ‘tadı bende saklı’ temalı nostaljik paylaşımlarla meşgul iken;  vatandaş ise doğası madencilik adına talan edilirken Doç.Oğuz Kurdoğlu durur iken siyaset ağası Bayraktutan’ın peşinden koşuyor ve insanlar iktidarı eleştirmek yerine muhalefeti eleştiriyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emekli Maoriler Rahatsız

Ölümde Var Ölümsüzlükte... // Ölümsüzlük- MİLAN KUNDERA

Yeryüzünün Lanetlileri / FRANTZ FANON