Kayıtlar

Dünya Bize "Emanet"...Şimdilik.

Resim
Ah yaşam! Sen ne menem bir şeysin. Daha yaşama adım atar atmaz ağlattığın âdemoğlunu, yaşamdan çekip kopardığında ardından ağlatacak halde,  bir başına karanlık bir çukurun içinde kendi haline bırakırsın. O kadar kötüsün ki; doğduğunda üzerine giydirdiğin o mimikleri, kişiliği, tarzı, huyu, edayı, bilinci; özetle ruh denilen o cismani bedene canlılık veren bütün izleri bir kalemde silip attığında; âdemoğlu,  bedeni örten ipek gecelik bedenden sıyrıldığındaki gibi çıplak ve savunmasız kalır. Daha yaşama doğru ilk adımı attığında yazgısı olan bu çıplak gerçekliği tiz bir ağlama sesi ve bir dolu nefes ile üzerine giyen bu çaresiz ademden, verdiğin emaneti son bir nefesle üzerinden çekip geri alırken;  o garip, çaresiz ademoğluna kendi akıbeti üzerine ağlama fırsatı bile vermeyip;  o işi sıla-i rahime ihale ederek geçiştirirsin. Zavallı sıla-i rahim, bedeninden çekip kopardığın o cana mı ağlasın yoksa belirsiz bir zamanda her an kendi karşısına da çıkacak olan belirli ...

Gurur..! Mağrur Padişah.

Resim
O şişim şişim gerinen,  dağ gibi dimdik, bütün evren üzerinde tek hak sahibi olduğunu iddia edecek kadar bedbaht insanoğlu,  aslında her şeye rağmen gerçekte ne kadar da zayıf ve kırılgan değil mi? Koca bir yanılsamanın, büyük bir kendini kandırmanın ardına gizlenmiş olan bu insanoğlunun gölgesi,  ardında bıraktığı izlerin aksine  ne kadar zayıf, titrek ve geçici değil mi? Kendi gururunun yanıltıcı büyüklüğünün  gölgesi ardına gizlenen insanoğlu,   kabarmış postunun ardına gizlenmiş ama bir deri bir kemik kalmış kurbanlık bir koyun kadar zavallı ve biçare değil midir? Bir kurban olarak insanoğlunun,  kendine biçtiği geleceğin zifiri karanlığı, ruh dünyasının derinliklerinde istiflediği karanlık ile kıyas yapıldığında karanlığın tonu önemsizleşir.  İnsanoğlunun her zaman bir karanlık birde aydınlık yüzü olduğunu söylerler. Ama baskın bir renk olan karanlık her zaman insanoğlunun aydınlık tarafının hududuna doğru sinsice ilerleyerek ayd...

Özür...Binlerce defa...

Resim
Yaralar vardır; yaralar ve yaralılar. Acı veren,ciğerlerimizi söken,başımızı ufka doğru kaldırıp ilerlememizi engelleyen,hep arkamıza bakmamıza sebep olan,ne kadar kulaklarımızı tıkasak da feryatları her daim peşimizi bırakmayan,rüyalarımıza sızan, ekmeğimize bulaşıp tuzlu,acı bir tat veren, gözlerimizi kapadığımızda bir yolunu bulup bilincimizin perdesinde tekrar sahne alan acılar. Ve tabi ki bir de kurbanlar vardır. İnsanlık dışı, tahayyül ötesi, soğuk,kansız,acımasız,nefret dolu,rakamlara,istatistiklere, formüllere, harekat planlarına, milli çıkarlarımızın iştahası doymaz tanrılarına kurban verdiğimiz yaralılar ve kurbanlar. Irmak kenarlarında,dağ başlarında, ıssız kavurucu çöllerde,dağ yamaçlarında, kasaba merkezlerinde, köylerde,şehrin göbeğinde,mecliste, mebusan da ,payitahtta , ittihat yolunda,terakkinin merkezinde ölüme, milli çıkarlarımızın iştahasına amade ölüm sofralarına rezerve edilmiş; kimi yaşlı, kimi terütaze sütten yeni kesilmiş, kimisi rezerve edilmiş kan so...

Alem-i ervâh’tan* Alem-i ecsâd’a*yada Öteki Dünyadan Dönüş; Siyasal İslam

Resim
  Sovyetler çöktüğünde “tarihin sonunun” geldiğini söyleyerek  kapitalist dünyanın zaferini  ilan eden Fukuyama ve avanesi, zafer sarhoşluğu içerisinde aslında tarihin sonunu ilan ederek, gerçekte tarihin sınıflar arası savaşın tarihi olduğu gerçeğini zimmen kabul ettiklerinin farkına varmadan, artık ezilenlerin, emekçi sınıfların,yoksulların, sömürülenlerin,Üçüncü Dünyanın  kapitalist barbarlığa karşı sınıf perspektifli direniş ve mücadele eksenini  ve aynı zamanda inanırlığını yığınlar nezdinde kaybettiğini  ve dolayısıyla bundan sonra tarihin,  sadece kapitalist sınıfın tek ve belirleyici bir tarih yazımına bağlı olarak -“dünyanın  tarihini  aynı zamanda  sınıf savaşımlarının tarihi”  olarak kayda geçerken-  artık  “kapitalizmin zaferinin tarihi” olarak kayda geçeceğini  ilan eder.   Kapitalist dünya zafer çılgınlığı ile yorgun düşmüşken diğer tarafta sesleri kısıkta olsa utangaç bir eda ile kendi...

İslam Davasının Stratejisi/ Seyyid Kutup-Necip Mahfuz v.s.

Resim
“Kendinden büyük bir amaç uğruna can veren insan şehit olarak ölür. Söz konusu amacın değeri tartışılabilir ama bir insanın o amaçla ilişkisinin değeri tartışılamaz.”  der Necip Mahfuz,  Kahire Üçlemesinin son kitabı olan Şeker Sokağı adlı romanında.  Necip Mahfuz’un 1957’de yazdığı bu romanın üzerinden dokuz yıl geçtikten sonra, tarih 1966’yı gösterdiğinde Seyyid Kutub idam edilir. Edebiyat eğitimi  gören Seyyid Kutub, ilk dönemlerde Mısır’ın önde gelen edebiyat çevreleri ile ilişki kurmuş, kendini bu alanda geliştirmiş ve önemli edebiyat eleştirmenleri arasında yer almıştır. Necip Mahfuz ile birlikte “Fikr-u Cedid” (yeni fikir) adlı bir dergi çıkarmış olmakla birlikte; Necip Mahfuz’u edebiyat alemine kazandıran, ilk tanıtan ismin Seyyid Kutub olduğu söylenir.Hatta Necip Mahfuz’un "Kutub olmasaydı ben muhtemelen meçhuliyetten kurtulamamış bir isim olacaktım." dediği nakledilir. 1949 yılından Amerika’ya sosyoloji doktorası için giden Seyyid Kutub, Mısır’a...