Kayıtlar

Devletimiz Vatandaşını Kılıçdaroğlu'ndan Korumuştur!

Resim
“Ben devletin gücünden değil fitnesinden korkarım demiş.” Birinci Meclis’in muhalif Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Ulaş. Ne yazık ki daha kurulmadan önce “fitneyi”, “pusuyu”, “linçi” temel politik enstrüman olarak kullanmaya başlamış devlet. “Çocuk yedisinde ne ise yetmişinde de odur” atasözünü doğrularcasına devlet, daha doğmadan önce kullandığı söz konusu enstrümanları bugün bile o kadar hoyratça kullanmaktadır ki korkmamak, çekinmemek mümkün değil. Cumhuriyetin seçkinleri her ne kadar kendilerini Osmanlının devamı olarak görmeseler de, Osmanlıdan devraldıkları “fitne”, “pusu”, “linç” kültürü söz konusu olduğunda bu geleneğin taşıyıcısı ve aynı zamanda sadık bir uygulayıcısı olmaktan beis duymamaktadırlar. Çetin Altan, “Türkiye’de hiçbir zaman düello geleneği olmadı; beylik deyimle bizim kültürümüzde, sadece pusu geleneği vardı….” der. Yine Çetin Altan kendisine karşı kurulan bir pusunun sahipleri sorulduğunda, işin merkezinde kimin olduğunu şu anekdotla anlatır; ‘Bektaşi baba...

Ezan, Bayrak..İstismar

Resim
16 yıldır hiç sorun çıkmadan yapılan bir yürüyüş; 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü. Ta ki bu sene polis müdahalesi ve ona karşı ıslıklı, düdüklü protesto ile ezanın çakışmasına kadar. Yürüyüşün içeriğini, gösteri hakkını, polis müdahalesini vs. tartışmaya açma gibi bir niyetim yok. Bunlar yıllardır tartışılıyor ancak sonuçta aldığımız mesafe belli. Çetin Altan’ın “Doğu’da pusu kurulur, Batı’da düello yapılır.” sözünü hatırlayarak başlayalım. Bizde muhatabının karşısına geçip onunla birebir yüzleşmek yerine, etrafından dolanarak, yanıltarak, hile ve desiseye başvurarak hesaplaşma alışkanlığı vardır. Düellonun riskine girmeden, hızlı ve sonucu kestirilebilir bir yola başvurmak bizde her zaman tercih sebebidir. Dolayısı ile yürüyüş esnasında ezana karşı protesto yapılmış gibi bir algı yaratmaya çalışmanın arkasında da bu pusu atma geleneğini görüyorum. Keza hemen arkasından miting meydanlarında bu provokatif çabanın seçimle, sandıkla ilişkilendirilmesi, hesaplaşmanın yöntemi ve amacı ha...

Şahsiyet, Hüviyet, Ehliyet vs.

Resim
“Bazı İnsanlar, bazen insanlar…” diye büyük bir laf etmiş Bernard Shaw. Bu “bazen insan” olanların, kendilerinden başkalarını sevdikleri görülmemiştir. Görülmüş ise de bu sevgileri gerçek değil yüzeyseldir, sadece onlardaki menfaatlerini severler. Kendilerini tanrı gibi görürler; kendileri allame-i cihan diğerleri ise cahil cüheladır. Haksız oldukları hiç görülmemiştir, her zaman haklıdırlar, başkaları ise her daim haksızdır. Suçu hep dışarıda ararlar, başlarına bir şey gelirse yahut bir şey yapmak durumunda kalırlarsa sebebi hep başkalarıdır. Kendilerine asla toz kondurmazlar çünkü kendileri sütten çıkmış ak kaşıktırlar. Eleştiriyi asla kabul etmezler aynı zamanda kendilerini hiçbir suretle eleştirmezler. Özeleştiri kelimesi onların dağarcığında bulunmaz. Olur ya kendilerini eleştiriyor gibi görünüyorlarsa bu sadece bir taktik gereğidir. Amaçları sadece bir takım dengeleri muhafaza etmektir. Bunlarla sohbet edemezsiniz, konuşma sırasını size asla bırakmazlar; size düşen her söylen...

Barış İçin ; Önce Kendinle Barış!

Resim
Uzun zamandır  Siyasal İslam’ın önemli şahsiyetlerinin kitaplarını okuyorum. Seyyid Kutup’tan, Mevdudi’ye, Hasan El Benna’dan  Muhammed Abduh’a, Ali Şeriati’den  Mahmud Muhammed Taha’ya kadar uzanan bir yelpazeden bahsediyorum. Amacım açık aramak ya da olası ideolojik bir tartışma durumunda cephane biriktirmek değil, sadece ve sadece anlamak. Seyyid Kutub’un edebi dili ve şiirsel anlatımı, Ali Şeriati’nin felsefi yaklaşımı ve 20.yüzyılın ana felsefi akımlarına özellikle de Varoluşçuluk akımına hâkim İslami çözümlemelerinin tadını alınca, Benna’nın Diyanet’in Cuma Hutbesi ayarındaki görüşleri ister istemez hafif kalıyor. Mevdudi’nin  kitapları da her ne kadar Benna ayarında olsa da özellikle son okuduğum ‘İslam’da İhya Hareketleri’ kitabını ayrı tutmam gerek. Bir çok konuda özellikle Dört Halife döneminden sonra meydana gelen  tecdid (yenileme) hareketleri  ve bu hareketleri oluşturan mücedditlerin (yenilemeci) yaşamları ve fikirleri ile ilgili kısa ve ö...

Muhafaza“Kâr” İslamcılık

Resim
İmam Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafi ve İmam Ahmed Bin Hanbel. Dört İmam olarak da bilinen bu fakihlerin dört Sünni fıkhı mezhebinin; Hanefiliğin, Malikiliğin, Şafiliğin ve Hanbeliliğin kurucuları olduğunu hatırlatarak başlayalım. Bu dört fakihin Sunni fikhi mezheplerinin önderleri olmasının yanı sıra ikinci ve çok kıymetli ortak bir vasıfları da var; yaşadıkları dönemin devletlerine ve resmi ideolojilere karşı mesafeleri. İmam Azam Ebu Hanife ,  Hanefi fıkıh ekolünün kurucusudur. Tam ismi Ebu Hanife Nu’man bin Sabit olan bu fakih, Sunni fıkhının önemli isimlerinin ilki ve en önemlisidir. Aynı zamanda Hanefi mezhebinin kurucusu ve isim babasıdır. Emevi ve Abbasi Devleti dönemlerinde yaşayan Ebu Hanife yönetim anlayışlarını onaylamadığı bu devletlerin baskılarına boyun eğmemiş, kendisine teklif edilen görevleri devletin zulmüne bulaşmak istemediği için reddetmiş, bu yüzden hapsettirilmiş, işkenceler görmüş ve zindanda zehirletilerek öldürülmüştür.  Zindanda ike...