Kayıtlar

Başlangıçta Hep Birşeyler Vardır.

Resim
 Stefan Zweig, dünyanın çevresini gemi ile dolaşan ve aynı zamanda dünyanın yuvarlak olduğunu da kanıtlayan  Macellen’ı anlatan kitabına, “Başlangıçta baharat vardı” diye başlar. Tatsız-tuzsuz, yavan Avrupa mutfağını bir lezzet şölenine dönüştüren  baharata ulaşmak ve 'Baharat Yolunun' kontrolunu elinde tutan Türk ve Arap tacirleri safdışı bırakmak için  Haçlı Seferleri düzenleyen  Avrupa'nın bunda   başarısız olması ve ertesinde alternatif güzergah arayışının Coğrafi Keşifler ile neticelenmesi her ne kadar ders kitaplarında insanlık için 'yeni bir çağın' başlangıcı olarak kabul görsede aslında karanlık bir çağın başlangıcına işaret eder. Dünya; medeni dünyanın bihaber olduğu, henüz keşfedilmemiş vahşi dünya, Papa tarafından ikiye bölünerek, Batısı İspanya'ya, Doğusu ise Portekiz'e tahsis edildikten sonra keşfedilen her yeni yer acımasızca talan edilir,  sakinleri 'vahşi yerliler' Hristiyanlığın 'Tanrı Krallığına' dahil edilip medenileştirili...

Emekli Maoriler Rahatsız

Resim
'He huanga ki Matiti He tama ki Tokerau' 'Kışın akraba olan,sonbaharda oğul oluverir.' şeklinde tercüme edilebilecek Maori atasözü 'kışın tohum ekme mevsimi boyunca sadece uzak akraba olan adam,sonbaharda hasat mevsiminde birdenbire oğul oluverir.' demek istemektedir.  Çeyrek asırdır sultası altında yaşadıkları Muhafazakar Maori Sultanı atalarının izinde gidiyor olsa gerek ki, her kabile şefi seçim mevsiminde emeklilere 'oğul' oluverirken, mevsim sonunda mesafeyi açarak 'uzak bir akraba' haline gelmektedir. İşin daha ilginci, Moari münevverlerinin aktadıklarına bakılırsa Maori emeklileri Sultan'ın kendilerine 'her sonbahar bir oğul kadar yakın,kışın da bir uzak akraba gibi mesafeli' durmasından pek de şikayetçi değilller. 'Lo' beterinde korusun elbette, daha kötüsü de olabilirdi, maazallo! Komşu kabileler dahil bütün kabileleri kasıp kavuran o melun salgın döneminde kabilenin şifacısının ağzından yarım ağız işittikleri 'ya...

Eski ‘Çözüme’ yeni ‘Süreç’

Resim
  “…gelsin TBMM’de Dem Parti grup toplantısında konuşsun, …umut hakkının kullanımı… ardına kadar açılsın.” Bizim gibi faniler için böyle bir sözü telaffuz etmenin ‘yatarı’ sır değil. Barış Akademisyenlerinin başlarına gelenler malum. ‘Terörist başı’, ‘bebek katili’, ‘İmralı canisi’nden, ‘teknik bir gerçeklik’ olarak ‘PKK’nın kurucu önderliğine’ geçiş hızını Kuantum bilgisayarlar bile hesaplayamaz kanımca. Türk milliyetçiliğinin kütlesi ‘uzay-zamanı’ bükmüştür. Artık, Tekir Yaylası Kurultayında ‘Warp Motoru’ muştusu beklemek hakkımız diye düşünüyorum. Tek başına Türk milliyetçiliğinin sikletinin ‘uzay-zamanı’,   ‘bebek katili’- ‘kurucu önderlik’ aksında bükmesi beklenemez. Belli ki, bu cisme ‘uzay-zamanı’ bükecek sikleti veren Ankara’nın Balgat’ı değil, Nato’nun, Pentagon’un koridorları.   Demirtaş’ın, ‘Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan… Allah hepsine uzun ve sağlıklı ömür versin…’açıklaması ve Sırrı Süreyya Önder’in, " Bahçeli birebir insan ilişkilerinde gördüğüm en za...

İş dünyasının devrimci yoldaşlarını selamlıyoruz!

Resim
  Kelepçeli eller ve polis eşliğinde adliye koridorlarıyla haldaş solculuk için alışıldık bir görüntü. Onun için olacak ki, polis eşliğinde adliyeye servis edilen   ‘sermayeyi’   adalet savaşçısı, özgürlük mahkûmu olarak görüyor insanımız. Sadece alışıldık ‘yorgun demokrat’ refleksi yani. Nasıl olmuştu? Paul Wolfovitz, Türkiye’nin İslam ülkelerine bir model teşkil ettiğini söyler, hedef; liberal kavramların İslam diye yutturulduğu bir yapı,ama aktörlerine bakınca kimsenin bunu sorgulamayacağı bir düzendir. Yıl 1994; ABD Büyükelçisi Morton Abromowitz, RP Beyoğlu İlçe Başkanı Erdoğan’la temasa geçer. 1994’te başlayan ilişki, Erdoğan’ın İBB Başkanlığı döneminde de devam eder.   JINSA (Yahudi Milli Güvenlik İlişkileri Enstitüsü) ve Amerikan Jewish Commite (Amerikan Yahudi Komitesi) yetkilileri ile görüşmeler yapılır. Bu arada Erdoğan’ın 27 Eylül 1998’de hapis cezasının (onanmasından) bir gün sonra,   ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Caroline Hagins destek ziyaretin...

Hüdaverdi

Resim
Antep Organize Sanayi Bölgesinin tanrısı Hüdaverdi parmak sallayarak buyurur; ‘Sen bir yevmiye peşinde koşan adamsın, haddini bil!’ Hakkını arayan işçiye, ‘sen mi verdin ki istiyorsun, bana Allah verdi, git ‘On’dan iste’ diyor, kibirle. Sanırsın I. Murad Hüdavendigar kendisi, kibir o derece yüksek. Antep’in sahibi kendisi; Antep’i işçiye dar edecek kadar da etkili, kendisi ‘tak’ diye emrediyor, hizmetlüsü vali ‘şak’ diye yerine getiriyor. İşçi, sanki Antik Mısır’ın piramit inşasında çalışan köle. Yürüyemezsin, oturamazsın, slogan atamazsın, pankart asamazsın, çadır kuramazsın, ateş yakamazsın ve hatta bekleme yapamazsın diye buyuruyor Firavun. Sıradan bir   ‘cami cemaati’ imiş gibi yola çıktıkları iddiasının sonunda, bir ‘ganimet cemaatine’ dönüşmüş durumdaki partinin milletvekili olmasıyla ilgisi yoktur, bunca varlığının. Ya da işçilerinin ödediği kadar bile vergi almayan maliye ile de ilgisi yoktur varlığının. Aldığı teşviklerle, affedilen ssk ve vergi alacakları ile ilgi...

Ne Şam’dan Vazgeçeriz Ne Tel Aviv’den

Resim
Andorra, Antigua ve Barbuda, Cabo Verde, Komorlar, Grenada, Lesotho, Lihtenştayn, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, San Marino, Sierra Leone, Timor-Leste, Trinidad ve Tobago, , Vanuatu’nun yanı sıra; Afganistan, Arnavutluk, Avusturya, Bangladeş, Belçika, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Şili, Kolombiya, Hırvatistan, Kıbrıs, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Estonya, Finlandiya, Fransa, Gabon, Gambiya, Almanya, Gana, Yunanistan, Guatemala, Honduras, İzlanda, İrlanda, Ürdün, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Maldivler, Malta, Meksika, Moğolistan, Karadağ, Namibya, Hollanda, Nijerya, Kuzey Makedonya, Norveç, Panama, Peru, Polonya, Portekiz, Moldova Cumhuriyeti, Romanya, Senegal, Seyşeller, Slovakya, Slovenya, Güney Afrika, İspanya, Filistin Devleti, İsveç, İsviçre, Tunus, Uganda, Birleşik Krallık, Urugay’da imzacılar arasında. Uluslararası Ceza Mahkemesi savcıları, Gazze’de işlendiği iddia edilen savaş suçları ne...

Utanç!

Resim
  AKP’nin eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, canlı yayında “IŞİD radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu”   demişti vaktiyle. Zamanın hoşnutsuz, öfkeli sunni gençlerinden Ebu Muhammed Colani, yüzlerce insanın ölümü ile sonuçlanan bombalı saldırıları hatırlatılınca; " O zamanlar gençtim beni affedin " diyerek cevap vermişti. Erbil’de Kurban Bayramında intihar saldırısı: 110 ölü, Kerbela ve Bağdat’ta Aşura günü bombalı araç saldırısı: 180 ölü, Bağdat’ta altı bombalı araç saldırısı: 215 ölü, Tuzhurmatu Amerli Türkmen katliamı: 155 ölü… Partili Cumhurbaşkanı alt alta yazıldığında sayfalarca terör eyleminin sorumlusu Colani ile yaptığı ortak basın toplantısında; "Ahmet Şara kardeşimin terörle mücadele noktasında ortaya koyduğu güçlü iradeden dolayı duyduğumuz memnuniyeti belirtmek istiyorum…Dea...

Kartalkaya Engizisyonu

Resim
  Adını anımsamadığım bir kitapta okumuştum: ‘Tarih tekerrür etmez ama kafiyelidir.’ Biz de tarih, ne acı ki hem tekerrür ediyor hem de kafiyeli. ‘Kartalkaya Engizisyonu’   gece yarısı onlarca insanı bütün ülkenin gözünün içine baka baka infaz etti. Her felaket sonrası olduğu gibi sosyal medya üzerinden yine bir ‘duyar kasma’ yarışı başladı; ‘Burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi’, ‘Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüklerine bakın’, ‘Sözün bittiği yerdeyiz’ ...bla bla bla. Elbette, sadece sosyal medya muhalifimsileri telaş içinde değillerdi. Sorumluluk makamında oturanlar da insanları nasıl kurtarırız dan çok, kendimizi bu işin sorumluluğundan nasıl kurtarırızın   telaşında idiler. Ülkenin Cumhurbaşkanı ölümlerden ‘zafer’ muştuladı. Kameralar cenazede ‘ağlarken’ yakın çekim yaptı. Sosyal medyada aforizmalar paylaşıldı. Artık hepimiz, bir sonraki felakete kadar dağılabiliriz. Eğer bir ülkenin büyük çoğunluğu, sözün t...

Ne günlere kaldık Ya Rabbi!

Resim
  Adamın biri her gün olduğu gibi camdan dışarıyı seyretmektedir. Bir gün sokağın başında kuytulukta bağlı eşekle halvet olan, işini bitirdikten sonra ayak bileklerine kadar inmiş pantolonu alelacele çektikten sonra, eşeğin önüne geçip eşeğin iki kulağını tutup, alnının çatını öpüp giden adamı fark eder. Biraz kızgınlık ama daha çok merak ile başını sağa sola sallayıp çık çıklayarak yerine oturur. Ertesi gün, daha ertesi gün her seferinde cama çıktığında yine aynı manzara ile karşılaşır. Sonunda dayanamaz alelacele kendini sokağa atar ve adama sorar; -Efendi! Bir bok yiyorsun, eşekle halvet oluyorsun, onu anladık ama işini bitirince kulaklarından tutup niye öpüyorsun eşeği? Adam, bir yandan pantolonuna bulaşmış eşek kıllarını temizleyip kendine çeki düzen verirken, bir yandan da başını kaldırıp cevap verir, -Bey amca! Eşekle halvete girmesine girdik ama olsun yine de insanlık bizde kalsın, demiş. Malum memur ve emekliler, TÜİK ile halvet olmaya alışkındı ama kabine toplantı...

Muhalifim, Muhalifsin, Muhalifiz...

Resim
  ‘İktidarı eleştirmek dururken, muhalefeti eleştirmenin konforuna sığınıyorsun…!’   Ya öyle mi?   Sanki sadece iktidar eleştirinin konusudur. Muhalefet ise evin yaramaz şehzadesi, büyüyünce iktidar olacak. Varsın şimdi kum havuzunda strateji yapsın, hoşgörün! Ağızlarının ortasına tesviye küreği aşk edeceksin böylelerinin. İlkokul müsameresi tadında siyaset yapacaksın,   ne sütümüz taşsın ne de yoğurdumuz ekşisin diyerek muhalefet ediyormuş gibi gözükeceksin, herkesin birebir yaşayarak tecrübe ettiği yokluğu, fukaralığı; Konya’da   arabaşı, Mersin’de   tantuni ile bu gidişle maazallah Çengelköy’de hıyar ile ölçeceksin, sonra da alkış kıyamet bekleyeceksin.   Bilgi yok, beceri yok, istek yok, cesaret yok; üstüne üstlük liderlik kumaşı da yok ama bol bol vık vık var. Liderlik etmeyeceksen bir adım öne çıkmayacaksın. ‘ İdare ederim’ niyeti ile öne çıkarsan malum tenasül teçhizatına suyun yeni yeni yürüdüğü ergen muamelesi görmekten şikayet etmeyeceksi...

Hopa Stadı Seçime Kurban mı Edildi?

Resim
Seçim bitti; toz duman dağıldı, bulanık su duruldu, tortu dibe çökmeye başladı. Yeni bir güne uyandık. Hava açık ve güneşli ve hatta anormal denebilecek kadar mevsim normallerinin üzerinde bir sıcaklık hissediliyor, tıpkı seçim sonuçlarının yirmi iki yılda oluşmuş normalleri tersyüz etmiş olması gibi. Kazananlar elbette sevinecek, haklarıdır ama dağıtmadan, aşırıya kaçmadan.   Zaten memleket yeterince dağılmış, örselenmiş durumda. Yani bayramlık bir durum yok esasında. Daha önce defalarca tekrarladık, yinelemekte fayda var. Akp siyasal bir parti değildir, ülkenin bütün kılcallarına kadar nüfuz etmiş devasa bir kötülük organizasyonudur.   Neden mi?   Anlatayım, üstelik Hopa’dan bir örnekle.   Hopa Şehir Stadı seçime kurban edildi. Bildiğiniz alelacele dozerlerle dalınıp, seçimin hemen arifesinde tarumar edildi. O günden bu yana da tek bir çalışma da   yok üstelik, ‘harç bitti yapı paydos’   Sabah uyanır uyanmaz ilk işim, Kamu İhale Kurumunun ...

Kötülük Problemi

Resim
  Daha önce tekrar tekrar ifade etmiştik. İliç altın madeni cinayeti dolayısı ile bir kez daha ifade etmek farz oldu artık; Akp iktidarı safi bir kötülük iktidarıdır. Bu,   yukarıdan aşağıya bütün bünyeye sirayet etmiş, silsileyi takip eden sıralı bir kötülüktür.   Bu kötülüğü şehrimizde, sokağımızda, işyerimizde, tarlamızda, mutfağımızda her an karşımıza çıkan bir gerçeklik olarak bizzat deneyimliyoruz. Elbette ülkenin geçmişi bu konuda lekesiz, anaların ak sütü gibi tertemiz değildir. Onların, yani kötülüğün efendilerinin deyimiyle “Eski Türkiye’nin de” sabıka kâğıdı bomboş değildir elbette. Ancak Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu kadar yaygın, bu kadar ayyuka çıkmış, bu kadar aleni, bu kadar “kör kör parmağın gözüne”, bu kadar acımasızca, bu kadar hırsla, pervasızca, organize bir kötülük görülmemiştir. Bu büyüklükte, bu hacimde bir kötülük bunlara kısmet olmuştur; “Yaparsa Ak parti yapar” nasıl olsa. ‘Ama ötekilerde yapıyordu’ diyenler haksız değil ama samimiy...

İki ‘Cihan’ Bir Olsa…

Resim
Yine, yeni bir yerel seçim öncesi Hopa’yı konuşuyoruz. Hopa, gün geçtikçe kaotik bir şehir haline dönüşürken sorunları artarak devam ediyor. Ne yazık ki yıllar boyunca birikmiş, tortul tabakalar gibi üst üste, katmanlaşmış sorunlarla yüz yüzeyiz. Çözüm üreteceği iddiasında olanlar, yeni sorunlar bırakıp gittiler. İş öyle bir hal aldı ki ‘benim diyenin’ bile altından kalkamayacağı bir hale dönüştü. Hopalılar, artık şehremini namzetlerinden çözüm üretmekten çok yeni problemlere sebep olmamalarını bekler duruma geldi. Daha Hopa’yı gören ilk sapağı döndüğünüzde kendinizi distopik bir film platosunda zannedebilirsiniz. Yanı başınızda sizi peşi sıra takip eden,  ufuk çizgisine kadar uzanan gri bulutların üzerine oturduğu Karadeniz, diğer yanda yeşil dağ yamaçlarından akan, vadilerin arasına sızan sis bulutu ile birlikte size eşlik eden perde duvarın üzerinden baş gösteren, akan çöpün en kemerli burunları bile sızlatmakta zorlanmayacak kokusu. Karayolu boyunca ilerleyen, şehrin merkez...

Hemşinli Yüzyılı

Resim
Hopa’nın sosyolojisi büyük oranda değişti. Hemşinlilerin köylerden şehre akışı ile gerçekleşen bu değişimin siyasi, ekonomik, toplumsal sonuçları oldu,   olmaya da devam edecek. Yurttaş-siyaset ilişkisinin katılım, etkileşim, denetim üzerinden inşa edilmediği, ‘yetkinlik, olgunluk, donanım’ gibi hasletlerin göz ardı edildiği, ilişkinin sadece ‘oy verme’ ritüeline indirgenmiş halinin bir sonucu olarak seçmeni sadece oy verme hakkına sahip ‘kelle’ olarak değerlendirilmesi değişimin ilk olarak kendini siyasi alanda göstermesine sebep olur. Son yıllarda özellikle yerel seçimlerde Hemşinlilerin hiç olmadığı kadar öne çıkması, deyim yerindeyse Hemşinlinin ‘pazarına nur yağmasının’ sebebi budur. Elbette siyaseten belirleyici olmanın yanı sıra ekonomik yaşamda da görünür olmaya başlamak Hemşinlilerin gönlünü okşamaktadır.   Ancak hızlı değişimlerin geride bıraktığı enkaz, tortu, çer-çöp de Hemşinlilerin diğer bir gerçekliği olacaktır. Bu gerçeklik Hemşinlilerin ve Hemşinli kültürü...